Terörün de, terörü gerekçe göstererek özgürlükleri, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayıp teröristçe tutum ve davranışlarına kılıf uyduranların da ortak amacı korku yaratmak…
Türkiye’ye yönelik proje ve hedefleri olanların, yeni bir döneme girdiği görünüyor.
Yaklaşık iki yıl önce, Ümraniye’de bir gecekonduda bir miktar el bombasının bulunmasıyla başlatılan Ergenekon operasyonu, bir yılı aşkın bir süre sonra davaya dönüşebildi. Yargılama başladı, ancak soruşturma bitmedi.
Bugün karşımızda, 12 operasyon dalgası ve bu dalgalar içinde soruşturmayla ilişkilendirilmeye çalışılan onlarca irili ufaklı operasyon ve soruşturma bulunuyor.
Kaçınılmaz olarak akla, “soruşturma bitmeyince davanın görülmesinin ne önemi var” sorusu geliyor.
. TÜRKİYE’Yİ YİYİP BİTİRİYOR
Kuşkusuz ki bir dava görülürken, yeni tanık ve yeni kanıtlarla desteklenebilir, davanın yönü, biçimi, hedefi değişebilir.
Ama karşı karşıya olduğumuz durum çok daha farklı. Sürdürülen soruşturma bütün davanın seyrini baştan sona değiştirebilecek özellikler taşıyor. Ve her bulunan yeni belge, her alınan yeni zanlı ya da sanık, ortaya çıkarıldığı açıklanan her yeni yapılanma, davanın baştan sona yeniden gözden geçirilmesini gerektirebiliyor.
Dosyaya son olarak eklenen belge sayfa sayısı 100 bin!
Bunun sonu nereye varacak? Ucu açık, bazı kesimler tarafından her türlü istismar amacıyla kullanılan, giderek Türkiye’yi yiyip bitirecek bir dava ve soruşturma süreci!
. UÇSUZ BUCAKSIZ KARMAŞA
Görülen davadan beklenin nedir? İddiaların açıklık kazanması. Bu suçlar işlenmiş mi, işlenmemiş mi? Sanıklar suçlu mu, yoksa masum mu?
Ama bu dava öyle değil. Bazı kesimler bu davayı siyasal bir intikam aracı olarak kullanıyor. Özledikleri bir sistemi kurmada rakiplerini alt etme gerekçesi olarak görüyor. Dava sürdükçe iş daha da karmaşıklaşıyor. Uçsuz bucaksız bir karmaşaya dönüşüyor.
Bu karmaşa, ülkede çok ciddi tahribatlara yol açıyor. Süreç uzadıkça, hukuka, adalete olan güven ortadan kalkıyor. Türkiye daha büyük bir hızla siyasal tartışmaların, bunun yansıması olan toplumsal ve ekonomik karmaşanın içinde kendi kendini yiyip bitiriyor.
. TARİHSEL KOALİSYON
Türkiye’de geçmişte gladyo hücreleri kurup kanlı operasyon yapanların, demokrasi kullanıp bir dinci faşizm kurmak isteyenlerin, ayrılıkçı emperyalist planların bir parçasına dönüşenlerin, özgürlük ve demokrasi aldatmacasıyla küresel sömürünün savunucusuna haline gelenlerin aynı yerde buluşması bir rastlantı değil.
Ellerindeki bütün güçle, medya ile, her türlü entrika, kışkırtma, oyun ve aldatmacayla, bu amaçlarına ulaşmak için önlerinde engel gördükleri her kişiye, kuruma ve değere saldırıyorlar.
Bu ülkede, bu olup bitenlerden sonra, bu sürecin bir arınma, suçları ortaya çıkarma, demokratikleşme ve hukuk devletini inşa etme açısından sonuç yaratacağına inanan kaldı mı hala bilmiyorum.
. YARGIYA İNANÇ SÜRÜYOR
Gerçekleri ortayla çıkaracak bir aranmaya ihtiyaç var mı? Elbet de var.
Ama bu bir arınma, hukuku üstün kılma olayı değil. Çünkü bu, gerçek anlamda bağımsız, özgür, demokratik, hukukun üstün olduğu bir ülkeyi savunanlara, refah ve toplumsal barış içinde yaşamak isteyenlere karşı yapılan bir operasyona dönüştürüldü. Dava ile süreç birbirinden ayrıldı. .
Peki hukuk bu işi çözebilir mi? Şimdilik inancımız sürüyor.
Ancak, geciken adalet adalet olmaktan çıkıyor. İş uzuyor, uzatılıyor. Herşey bu dava ile ilişkilendirilip bulanıklaştırılıyor.
Bunu yapmaktaki amaçları ne? Dava sürecini belirsizleştirerek yargılananlar üzerindeki baskıyı ve kuşkuyu arttırma, dışarıdaki bütün muhalif kesimleri bu sürece sokma, bir toplumsal korku ve kuşku ortamı yaratarak siyasal amaçlarını gerçekleştirme.
. AKP İLE OLANAKSIZ
Siyasal iktidarın ekonomik ve siyasal fırsatçılığı burada da devreye giriyor. PKK’dan, dinci muhalefete, milliyetçisinden yurtsever devrimcisine, mafya artığından eli kanlı katiline, gömülü silahlardan Bostancı’da üç kişinin ölümüne neden olan olaya kadar her muhalefeti ve her suç ilişkisini, bu dava süreci ile birlikte gösterme çabası işte bunun kanıtı.
Evet Türkiye’de bir hukuksal arınma süreci yaşanabilir ve bu gereklidir. Ama bu iktidar ve bu iktidarın arkasındaki-desteğindeki güçlerle değil.
ABD’nin taşeronlarından, AB’nin kapı kullarından, dinci bir diktatörlük peşinde koşanlardan, çoğulculuğu bir çoğunluk diktatörlüğü gibi algılayanlardan, artık kapitalizmin bile iflas ettiğine inandığı vahşi liberal sömürü sistemini savunup yaşama geçirenlerden, ülkeyi parsel parsel yabancı sermayeye peşkeş çekenlerden; özgür, demokratik, hukukun üstün olduğu, eşitlikçi, insanal, barışı egemen kılan bir ülke beklemek saflığın ötesinde bönlüktür!