İran’da olup bitenler ya da henüz bitmeyenler için rivayet muhteliftir. Kimileri İslam devriminin içerden çürümeye başladığını, İran halkının karakterine hiç uymayan yönetim tarzının artık dayanılmaz bir hal aldığını ve nihayet isyanın başladığını söylüyor. Olabilir.
Olmayabilir de.
Belki şimdilik özetle söylenebilecek olan, İslam devriminin komuta kademesindeki anlaşmazlığın açtığı çatlaktan özgürlük isteyenlerin nefes almak için başlarını uzatmasıyla karşı karşıya olduğumuzdur.
Sonuçta İran’da bir şeyler oluyor ve isyan bastırılsa da, neydi son zamanların moda vecizesi, cin şişeden çıkmış gibidir.
***
İran İslam devrimi acı bir hikâyedir.
Öyledir, çünkü bu devrim insanlığın genel ilerleyişine mollaların, tarihsel olarak bakarsanız, arızi, geçici, çomak sokmasıdır. Şah diktatoryasından bunalmış İran halkı softaların, mollaların oyununa gelmişti. Yalnızca sıradan İranlı değil, okumuş yazmış, liberal ya da solcu hemen hepsi Fransa’da sürgünde kasetlerle Şii şeriatının propagandasını maharetle yapan Ayetullah Humeyni’nin “demokratik İran kuracağız” masalına inanmıştı.
En acı hikâyelerden birisi TUDEH Genel Sekreteri Nureddin Kiyanuri’nin hikâyesidir. O da Humeyni ile eşzamanlı olarak sürgünden İran’a döndü. Devrime destek verdi. Ve bir süre sonra Humeyni’nin “demokrasisi” bitti. Kiyanuri ağır işkencelerden sonra asıldı.
O artık hüzünlü ve ders alınması gereken bir anekdottur yalnızca.
Biz dönüp İran aynasında görünenlere bakalım.
Ne görünüyor o aynada?
***
Öncelikle ABD destekli diktatör Pehlevi’ye karşı strateji ustası Humeyni’nin şaşaalı yükselişine sosyalist ülkeler dahil Avrupa’nın desteği görünüyor. Demokrasi oyunu yukarıda söylediğim gibi kısa sürüyor. Gerek kalmıyor çünkü. Devrimi destekleyen İranlı aydınlara ölüm ya da sürgün seçeneklerini sunuyor Humeyni. İslam devrimi kalıcı ve zorba bir şeriat devletine dönüşüyor.
Batı hayretler içindedir ve kendisini aldatılmış hissediyor. İşbirlikçisini koruyamayan ABD ise şaşkındır. Karşısına çıkan bu sert şeriatçı devlet karşısında âcizdir. Elçilikteki memurlarını bile kurtarmakta zorlanıyor.
İran’ın şeriatçı yönetimi emperyalist Batı’ya kafa tuttuğu için solda kafaları karıştırmayı sürdürmektedir. İran’da şeriatın ve zorbalığın ne anlama geldiğini bilemeyen Latin Amerika solcuları, ABD ve Batı karşısındaki konumuna bakıp Ahmedinejad hayranlığını sürdürebiliyorlar. Batı ise küçük bir deneme yapıp Musavi ile daha rahat işbirliği yapılabilir bir İran hayal etmeyi deniyor.
Aynada başka ne görünüyor? Batı için şöyle bir ders görünüyor.
Şeriatçı ve doğal olarak dikta rejimli bir ülke Batı için iyi değildir.
Ne iyidir? Batı’ya biat etmiş ılımlı İslamcı, diktası gizli bir İran daha iyidir.
***
Bu nedenle de Batı ve ABD artık yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Başka ülkeler için besledikleri muhtemel liderler bu nedenle de daha sıkı sarıp sarmalanıyor. Ülkelerine döndüklerinde sözlerinden caymayacak, Batı‘dan yüz çevirmeyecek ılımlı İslamcı liderlere gereksinimleri var.
Peki o muhtemel ülkelerin halklarının ve aydınlarının neye gereksinimleri var?
Bir, artık yanılmamaya...
İki, Kiyanuri olmamaya....
Üç, Batı’nın çifte ölçülü demokrasisi için değil, midenin ve beynin açlığını, sefaletini birbirinden ayırmayan, aydınlanmayı sömürüyü de ortadan kaldırabilecek bir anlayışla yüceltebilecek bir demokrasi için savaşmaya.
***
Peki şimdi ne olacak İran’da?
Durum biraz karışıktır. İran’a barış eli uzattığı söylenen ABD’nin elinde başka şeyler de var gibidir. Cin şişeden çıkmış olabilir, ama galiba bölgede başka bir cin daha çıktı şişeden.
O da kara elbiseli, eli baltalı savaş cinidir.