Bundan tam bir ay önce dünyanın öbür ucundaki bir cennet mekânda, Sydney’de City’nin kıyısında, Circle Kay iskelesinden bindiğimiz gemide Mine ile birlikte Paramata’ya doğru yol alıyor ve kahkahadan kırılıyorduk. Gidiş geliş iki saat süren yolculuğumuz sırasında haliç içerisinden nehre doğru ilerlerken, iki yanımızda kışın da (o sırada Avustralya kışı yaşıyordu) yaprak dökmeyen ağaçların oluşturduğu ormanların arasında kimi apartman, kimi villa yeşilin arasında kaybolmuş binalar, kimi yerlerde küçücük koylar içindeki kumsallarıyla, söylemesi ayıptır ama bizim İstanbul’daki Boğaz’ı güzellik ve asudelikte solda sıfır bırakan görüntülerdi kahkahalarımızın nedeni.
Doğrusu, bir efsane daha yıkılırken önce şaşırdık, sonra gülmeye başladık.
Öyle ya! Bizim Boğaz gibi asla yoktu ve olamazdı da...
- Nerede görülmüş böyle bir manzara ve güzellik azizim, der dururduk hep Boğaz’a bakarken. Tabii güzelliğin ve yeşilliğin de içine etmeyi ihmal etmeden...
Oysa, Sydney’in kıyılarındaki binalar, hep ağaçların arasında yeşilin içinde kayboluyorlardı.
Biz de iki kıyı arasında ilerlerken beton yığınına çevirdiğimiz “Boğaz”ın eşsizliği efsanesini, güzelliğine vurulduğumuz Sydney’de kahkahalarla suya gömüyorduk.
***
Konuşurken, sanki bütün dünyayı görmüş, her yeri ve her şeyi bilirmişiz gibi davranıyoruz. Nedeni, düşüncemizin boyutunun küçük dünyamızla sınırlı olması.
Askeri darbelerle dolu dönemlerimizde (şimdi onlar yerlerini sivil darbelere bırakmaktalar) şu aşağıdaki slogan sürekli yinelenip durulurdu:
- Azizim işler bozulup çıkmaza girince, Genelkurmay Başkanı’nın muhtıra verip iktidara el konduğu başka nerede görülmüştür?
Düşünceyi pekiştirmek için, arkadan da örnekler sıralanırdı:
- Norveç’te anarşi bahane edilerek yapılan askeri darbeye tanık olan var mı?
Kimse düşünmek istemezdi ki, Norveç’te askeri darbe olmamasının nedeni yalnız ordusunun değil, ama tüm toplumunun daha demokrat olmasındandı.
Geçenlerde biri,
- Türkiye ve Danimarka’da Genelkurmay başkanlarının konumu karşılaştırılmalı, dedi.
Dayanamadım,
- Yetmez dedim, başbakanların konumları, cumhurbaşkanlarının tutumları, yargı bağımsızlıkları, iki halkın eğitim düzeyleri de karşılaştırılmalı, deyiverdim.
Bir TV programında, pek liberal, pek sivil, biraz da genç bir konuşmacı, bilir bilmez atıldı:
- İngiltere veya Fransa’da askeri darbe ile sivil iktidar devrilmez.
- Yanılıyorsunuz, dedim, 1958’de, Fransa’da General De Gaulle buz gibi asker tarafından getirildi iş başına, hem iktidar değişti, hem de rejim.
***
Son günlerde, Alperenler militanlarının Topkapı Sarayı avlusundaki İdil Biret konserine karşı tepkilerini haklı çıkarmak için ileri sürdükleri bir sav var.
- Çimenlerin üzerine minder atarak, kaykılıp bir yandan da şarap içerek klasik müzik konseri dinlendiği nerede görülmüş, diyorlar.
Önce hemen belirteyim, böyle bir şeyin dünyanın başka yerinde görülmemiş olması, illa burada görülmemesini gerektirmez. Ölçüt bu davranışın uygun ve doğru olup olmamasına göre belirlenir, dünyanın başka bir yerinde daha görülmüş olup olmamasına göre değil. O doğruluk ve uygunluk da kişiden kişiye, gruptan gruba değişebilir.
Kaldı ki, hiçbir yerde çimlerin üzerine yastık atıp uzanarak, şarap içerek klasik müzik dinlenmediği savı da doğru değildir.
New York’un ünlü orkestrası New York Filarmoni her yıl bağımsızlık bayramı 4 Temmuz’da New York Central Park’ta bir açık hava konseri verir, örtüsünü, yastığını, şarabını, piknik çantasını kapan koşar çimlerin üstüne yayılır, klasik bestecilerle başlayıp Gershvin ile devam edip donanma marşıyla biten konseri izlerler.
“Nerede görülmüş azizim, dünyanın hiçbir yerinde böyle şey yok”, çıkışları ne kadar dayanaksız, görüyorsunuz değil mi?