Ergenekon operasyonunun ardından kamuoyunda ve sol’da başlayan tartışma, neredeyse sosyalist hareketin bugününden tarihine uzanan bir hesaplaşma niteliği kazanmış durumda. Özellikle liberal, ikinci cumhuriyetçi ve İslamcı çevrelerin sosyalist harekete yönelik eleştirileri adeta bir saldırıya dönüştü. Sol’un bir anlamda “demokrasi” sınavına çekildiği bu tartışma, toplumu olduğu gibi, sosyalistleri de ikiye bölmüş gibi görünüyor.
Ancak verimli, geliştirici ve saygı sınırları içinde yürüyen bir tartışma değil bu… Sosyalist hareket, neredeyse Deniz Gezmiş ve bütün bir devrimci kuşağın “Ergenekoncu” ilan edildiği, bilimsel temelden yoksun, tarih bilgisi ve Marksist edebiyattan habersiz, küstah ve insafsız bir saldırıyla karşı karşıya. Susurluk artığı, mafyalaşmış ırkçı-faşist bir çete ile sosyalist hareketin şu ya da bu şekilde ilişkilendirilmeye çalışıldığı tuhaf bir süreç yaşanıyor. Daha da önemlisi, bu tartışma ve kuşatma içinden AKP iktidarına “demokrasi” adına güçlü bir meşruiyet üretmek için olağanüstü çaba harcanıyor.
Darbe ve demokrasi ikilemine sıkıştırılmış bu tartışmalar sırasında, sosyalist sol’da ortaya çıkan farklı değerlendirme ve politik tutumlara karşın, devrimci hareketin genel olarak söz konusu liberal saldırılara boyun eğmediğini ve teslim olmadığını da saptamak gerekiyor.
Ancak, liberaller üzerinden kurulan bu kuşatmanın, sol’un kimi öğelerinin devşirilmesiyle sonuçlandığı da kabul edilmelidir. Elbette Ergenekon soruşturması ve ardından gelişen tartışma, kendi başına bir “neden” değil, sadece bu kırılmanın gerçekleştiği tepe noktasına işaret eden bir sonuçtur. Değilse, sol’da yaşanan ortak referans alanlarının yitirilmesi, dönüşüm ve başkalaşma, 1980’den bugüne uzanan, 12 Eylül ve sosyalist sistemin çözülmesi dönemeçlerinden geçen, uzun bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Sol’da derin ve sancılı bir ayrışmanın yaşandığı gerçektir.
Diğer taraftan, Ergenekon soruşturması dolayımıyla sol’a yönelik saldırılardaki yoğunlaşmanın, liberallerin ve islamcıların ideolojik bir hegemonya kurma ihtiyacından kaynaklandığı da görülmelidir. Çünkü böyle bir hegemonya oluşturulmadan, hangi yönde olursa olsun toplumları dönüştürmek imkânsız değilse bile, çok zordur. Öyle anlaşılıyor ki, hâlâ bu topraklarda sosyalist entelijansiyayı teslim almadan ideolojik bir hegemonyanın kurulması mümkün görünmüyor. Bu nedenle elinizdeki kitabın, söz konusu kuşatmanın kırılmasına katkıda bulunmasını umuyorum.
Bu kitapta sosyalistlerin darbe, demokrasi, ılımlı İslam, emperyalizm, bağımsızlık, yurtseverlik, laiklik, aydınlanma, liberalizm, sınıf mücadelesi, post-modernizm, sol’un tarihi ve geleceği konularındaki görüşlerini bir araya getirmeyi; farklılaşan ve ortaklaşan yaklaşımlarını birlikte sunarak bir karşılaştırma imkânı yaratmayı denedim. Bu bakımdan elinizdeki kitabın, daha sonra konuya dair araştırma yapacaklar için de önemli bir referans kaynağı olacağını düşünüyorum.
Diğer taraftan, sosyalist harekette bir zihin temizliği ve hafıza yenilenmesine katkıda bulunmak, bu çalışmanın öncelikli amaçları arasındadır. Dahası, sosyalist sol’da tarihsel bir ara bilanço çıkarma çabalarına küçük ama önemli bir girdi sağlayacağı da açıktır.
Kuşkusuz bu ortak kitapta sosyalist solun bütün öğelerini içermeyi isterdik. Ama ne yazık ki, çeşitli nedenlerle bunu gerçekleştiremedik. Sebep ne olursa olsun, bu durumu bir eksiklik olarak görüyor ve kabul ediyoruz. Ancak bu kitapta oluşturduğumuz kompozisyonun, yine de sosyalist sol’un ana eğilimlerini yansıttığını ve bu arazinin büyük fotoğrafını verdiğini düşünüyoruz.
Bu kitapta yer alan Aydemir Güler, Levent Tüzel, Mahir Sayın, Sungur Savran, Haluk Yurtsever ve Merdan Yanardağ imzalı makaleler, elinizdeki çalışma için özel olarak yazıldı ve ilk kez yayımlanıyor. Ertuğrul Kürkçü, Ömer Laçiner ve Ergin Yıldızoğlu ise, daha önce yayımlanmış yazılarının bu çalışmada da yer almasını uygun gördüler. Yazıların alındığı kaynaklar makale sonlarında belirtildi.
Makaleler, yazarların soyadlarına göre ve alfabetik sırayla kitapta yer alıyor. Her makalenin sonunda, bu ortak çalışmaya katılan yazarların kısa bir özgeçmişi de bulunuyor.
Kitap gerekli ilgiyi görür ve yeni baskılar yaparsa, konuya ilişkin görüşlerini bize iletecek sosyalistlerin yazılarına da, belli bir kalite ve özgünlüğü gözeterek yer vereceğimizi belirtmek isterim.
Entelektüel ortamın liberalizm ve milliyetçilik ile lekelendiği bu tarihsel dönemeçte, elinizdeki kitabın amacına ulaşmasını diliyorum.
Merdan Yanardağ / Eylül 2008, Ankara