12. Dalga ve Medyanın Halleri
Birol Başaran
13 Nisan Pazartesi günü yine bir Ergenekon dalgası ile uyandık. Sürpriz miydi? Hayır. Bu işi bilenler ve takip edenler biliyor ki değildi. Çünkü ben çok iyi biliyorum ki Ergenekon Davası AKP eliyle yapılıyor ve Başbakan Erdoğan tamamen işin içinde. Nasıl biliyorum basit.
Seçim öncesi Tayip Erdoğan Ankara'da Sincan'da konuşuyor. Mitingde kendini kaptırmış konuşurken farkında olmadan ağzından kaçırıyor. "Seçimden sonra göreceksiniz daha kimler bu çetelere karışmış" minvalinden bir şeyler söylüyor. Sonra hata yaptığını anlayıp sözü hemen değiştiriyor. Ama biz anlıyoruz ki, seçimlerden hemen sonra yeni bir dalga var Ergenekon'da.
Obama'nın 6-7 Nisan'da geleceğini varsayarsak bunun 13 Nisan haftası olacağını konuşuyoruz. Aynen tahmin ettiğimiz gibi oluyor. 13 Nisan'da yeni bir dalga oluyor. Merak edenler internet'ten Tayip Erdoğan'ın Sincan'daki konuşmasını bulup dinleyebilirler. Dinleyip kendiniz karar verin. Tayip Erdoğan 12. dalgayı biliyor muydu önceden? Ya da her şey onun bilgisi dahilinde mi gelişiyor?
Beni 12. Dalga'da asıl rahatsız eden başka bir konu var. Her Dalga'da bir isme takılıp, işin bütününü kaçırmak. 5. Dalga'da İlhan Selçuk'a, 11 .Dalga'da Sabih Kanadoğlu'na , son dalgada da Türkan Saylan'a takıldık ve ormanı görmez olduk. Ben bu isimlerin hepsini çok seviyorum ve takdir ediyorum. Bu sembol isimlere toplumun sahip çıkmasını çok doğru buluyorum. Ama oraya kadar. Ondan sonra, onları temize çıkaracağız diye başka insanlara iftira edilince çok üzülüyorum. 10 aydır, hiçbir suçum olmadan, hiçbir delil olmadan cezaevinde yatıyorum. Ben özgürlüğümden , sevdiklerimin benden ayrı yaşıyor bir yıldır. İşim gücüm aksadı. Bir sürü mağduriyet yaşıyorum. Ve inanın bu ülkeye çok hizmet ettim. Siz bilseniz de bilmeseniz de , şu anda cezaevinde kalan bu ülkeye hizmet etmiş,aslında madalya takılması gerekirken,suçsuz yere yatan bir çok insan varken, "bir ev aramasını" dünyanın sonu ilan etmek,nasıl desem, bizi biraz "buruyor." Tamam Türkan Hoca'ya sahip çıkalım ama cezaevindekileri suçlu ilan etmeden. Biraz örnekleyeyim.
Örnekler bizim mahalleden. Diğer mahalleyi artık okumaktan vazgeçtim. Onların artık insan olduğundan emin değilim. Eğer insanlar ise de vicdanları olmadığına kesinlikle eminim. O yüzden onları direk pas geçip, ruhlarının karanlıkları ile baş başa bırakıyorum. Ama bizim mahalle canımızı acıtıyor:
İsmet Berkan 14 Nisan günkü Radikal Gazetesinde çıkan 'Türkan Saylan'a kalkan eller…' şöyle diyor; "Tandoğan'daki mitingin aksine,İstanbul Çağlayan'da kürsüye çıkıp "Ne Şeriat Ne Darbe" diyen insandır o; o yüzden İzmir'de kürsüye bile çıkarılmayan insandır o."
Ne diyeyim sana İsmet Berkan. Cahil misin yoksa vicdanını mı aldırdın? Yoksa sadece kötü müsün? Ben Ankara , İstanbul ve İzmir mitinglerine katıldım. Zaten 54 Cumhuriyet Mitinginden sadece bu 3'üne katıldım. Bayrağımı alıp kalabalıklara katıldım. Sadece sayımız bir fazla görünsün diye. Katıldığım bu 3 mitingde de en çok atılan slogandı "ne şeriat ne darbe, tam bağımsız Türkiye" sloganı. Sadece Türkan Hoca değil birçok konuşmacı dillendirdi. Hiçbir konuşmacı darbe lafı etmedi. Söz olmasın diye emekli asker diye Şener Eruygur hiç konuşma yapmadı. Kalabalıktan hiç kimse darbe istemedi. Hiçbir karışıklık olmadı. Milyonlar katıldı. Çoluk, çocuk, yaşlı, genç. İzmir'de 15 yaşındaki iki yeğenimin yanında 80 yaşındaki Fuat Amcam aynı heyecanla attık sloganları. Türkan Hocayı aklayacağım diye ,Cumhuriyet mitinglerine çamur atmaya utanmıyor musun? Geldin mi o mitinglere? Gelmediysen sus. Cumhuriyet mitingleri, tarihimizde "demokrasi şölenleri" olarak geçecektir. İzmir'deki konuşturmama işini birazdan anlatacağım.
Yine 14 Nisan Salı günü Hürriyet gazetesinde Yalçın Doğan şöyle yazıyor; "İstanbul Cumhuriyet Mitinginde, Prof. Dr. Türkan Saylan kürsüde 'darbelere ve şeriata karşıyım'. Dedi. İzmir Cumhuriyet Mitingine giderken arkadaşlarına yapacağı konuşmayı gösteriyor: 'Darbe heveslileri olabilir, bu miting onlara karşı olacak,ben de darbe ve şeriata karşıyız, diye bir konuşma yapacağım." Yalçın Doğan belki de onca yıllık gazetecilik tecrübesi ile işi ileri götürmemiş. Duyduğunu aktarmıştı. Ama yine dolaylı olsa da Cumhuriyet Mitingleri yapanların arasında darbe yanlıları varmış gibi bir anlam çıkıyor.
Arkadaşlar, madem siz biliyorsunuz, verin listenizi Savcı Öz'e, boşuna uğraşmayalım. Burada aylardır mahkeme oluyor. Kim darbeci, kim değil' i yargılama sonucunda mahkeme söyleyecek. Ondan önce kendi fikirlerinizi arkadaşlarınızla konuşun ama medyada yazmayın.
14 Nisan'da Vatan gazetesindeki köşesinde Ruşen Çakır benzer şekilde yazmış; "Cumhuriyet Mitinglerinin düzenleyicileri arasında olmasına rağmen İzmir Mitinginde kürsüde konuşma yapmasına izin verilmemişti. Zira o "ne şeriat ne darbe" diyerek tercihini açık ve cesur bir şekilde demokrasiden yana yapmıştı".
Ya Meral Tamer ne demiş 15 Nisan'daki Milliyet'te; "Prof. Dr. Saylan gibi bir anıt kadın, Ergenekon terör örgütü ile ilişkilendiriliyorsa, işte orada film kopuyor." "Herhalde Ergenekoncular 2 gündür zil takıp oynuyorlardır". Ne diyeyim Meral Tamer? Utanmıyor musun? İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi "Ergenekon Terör Örgütü" demesini yasakladı. Böyle yazmanız suç. "İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü" diye yazmanız gerekiyor. Yani açıkça suç işliyorsunuz. Suç duyurusunda bulunsak, TCK 288'den, yani Adil Yargılamayı Etkilemekten 6 aydan,3 yıla kadar suçlanır ve ceza alırsınız.
Ergenekon Terör Örgütünün olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Bazı savcılar böyle bir örgüt olduğunu iddia ediyorlar. Sanıkların tümü de böyle bir örgüt olmadığını savunuyor. Mahkeme sonunda bir karar verecek. Mahkeme karar verene kadar böyle bir örgüt sadece iddia şeklindedir. Tarih daha sonra bu dönemleri yazacak. O zaman aynaya nasıl bakacağınızı merak ediyorum. Tabii hala utanılacak bir yüzünüz kalmış olursa. Ece TemelKuran'da 15 Nisan'daki yazısında yine benzer şekilde uçakta karşılaştığı, Prof. Dr. Saylan'ın konuşmasından bahsediyor. Ya arkadaşlar, vallahi bizde çok seviyoruz Türkan Saylan'ı . Onu çok taktir ediyoruz. Onun yaptıkları ve hizmetleriyle, anıt bir kişilik haline geldiğine inanıyoruz. Ama şu İzmir işini gelin bir de benden dinleyin. Çünkü bende Tuncay Özkan'dan öğrendim. Aynı koğuşta, bana anlattıklarından sonra, vicdanım kaldırmıyor bu kadar haksızlığı. Türkan Saylan Ankara Mitinginde konuştu. İstanbul Mitinginde de konuştu. İzmir Mitinginde düzenleyiciler arasına girmedi ÇYDD. Yeterince kalabalık toplanmayacağını düşünüyorlardı. İl komitesi organize oldu. Konuşmacılar valilik ve emniyetten gerekli izinlerini aldı. Konuşmacıların listesi verildi. Sonra 13 Mayıs günü geldi. İzmir'de 2 milyon insan toplandı. Türkan Hanım bu sefer konuşmak istiyordu. Ama ismi listede yoktu. "Konuşturulursa tertip komitesi suçlu oluyordu." Tuncay Özkan'da rica etti komiteden. Ama İzmir il komitesi riski göze almadılar ve konuşturmadılar. Yani Türkan Hoca'nın konuşturulmaması, konuşma içeriği ile ilgili değildi. Basit bir yasal düzenlemeydi. Zaten bütün Gündoğan inledi orada; "ne şeriat ne darbe" diye. Yani mitinge katılan herkes şeriata da karşıydı darbeye de. Tıpkı Türkan Hoca gibi. Evet gelin Türkan Hoca'ya tapınalım. Onu omuzlarımızda taşıyalım. Ama insanlara iftira atmadan. Cumhuriyet mitinglerini karalamadan. Bu kadar yeter. Ruhlarınızı bu kadar kirletmeyin.
Son alıntı Ahmet Hakan'dan. Şu bizim "dönek" Ahmet Hakan'dan. 14 Nisan'daki Hürriyet'teki köşesinde şöyle yazmış; "Meşru hükümeti devirmeye kalkışmak suçtur. Darbe planı yapmak kabul edilemez. Kendisine "İslamcı Terörist" süsü veren bir adamın, önce laik gazeteyi bombalaması, o olayın yeterince işe yaramadığını anladığı zaman da Danıştay'da Yargıç kurşunlaması muazzam bir olaydır…". Bak Ahmet Hakan. Anladım döneksin. Ama yine durmayı unutmuşsun 180 derece döndükten sonra durman gerekiyordu. Sen yine durmayı unuttun. Yine Kanal 7 günlerine geri dönüyorsun. Eğer durmazsan "dönek" değil "fırıldak" oluyorsun. Döner durursun Kanal 7 ile Hürriyet arasında.
Bak kardeşim, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay olayları mahkemede. Ergenekon Savcıları, bunu ulusalcıların azmettirdiğini söylüyor. Mahkemeler karar verecek. Ama madem kaşındın sana 1-2 bilgi vereyim.
Bu iddiaların tek destekçisi Osman Yıldırım denilen bir pezevenk. Açık açık yazıyorum çünkü sabıkası öyle. Önce ablasını öldürmüş. "Sonra öz yeğenini Erzurum'da 3 kişiye satarken yakalanmış." Yani katilliği ve pezevenkliği tescilli. Daha bir sürü suçu var. Hayatının yarısı hapislerde geçmiş. Sonra bu Danıştay olayına karışmış. 19 Ay yargılanmış. Ulusalcıların azmettirmesi konusunda tek beyan etmemiş. 13 Şubat 2008'de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Müebbet Hapse" çaptırılınca Mustafa Kemal'e ağza alınmayacak küfürler etmiş. "Cumhuriyetinizi yıkıp tekrar Osmanlı'yı kuracağız" demiş. Sonra ne olmuşsa olmuş, gel zaman git zaman bu Osman Yıldırım, Zekeriya Öz'ün itirafçısı olup "Osmanım" kod adını almış. Demiş ki "biz bu işi dini duygularla yapmadık. Ulusalcılar bizi azmettirdi. Bombaları da Veli Küçük'le, Muzaffer Tekin Ataşehir'de verdi". Gerçi bu ifadelerini 4 kere değiştirmiş ama olsun o artık "Osmanım". Savcılar sevmiş bir kere. Hayatı boyunca düzgün yaşamış, bu ülkeye yüzlerce emeği geçmiş saygıdeğer insanlara inanmıyorlar. Tetiği çeken Alpaslan Aslan bile hala, ben bu işi dini duygularımla yaptım diyor ama savcılar bir tek Osman Yıldırım'a inanıyorlar.
Diyebilirsin ki, ya adam doğru söylüyorsa. Olur ya adam katil olur, pezevenk olur ama doğru söylüyor olabilir. Ama değil. Vallahi değil. Sen Mart ayı yeni geçtiği için meşgul olmuş olup kaçırmış olabilirsin. Muzaffer Tekin, TIB'dan (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından) telefon kayıtlarını aldı ve mahkemeye sundu. O kayıtlarda, Osman Yıldırım'ın, "15 kişi Ataşehir'de bir araya geldik, bombaları bize verdiler" dedikleri hiç kimsenin o tarihlerde Ataşehir'de bulunmadığı baz istasyonu kayıtları ile meydana çıktı. Şimdi Osman Yıldırım bu sefer nasıl kıvıracak bilmiyorum. Ama bahsettiğin "Cumhuriyet Gazetesi bombalanması ve Danıştay Olayında" savcılar zor durumdadır. Sen iyisi mi bu konuda, çok yakında Tuncay Özkan'ın piyasaya çıkacak "Danıştay Cinayeti, Cumhuriyete Saldırı" kitabını oku. Ondan sonra yine konuşalım. Ama sen bu arada bir frene bas. "Dönek" olarak kal. "Fırıldak"lığın âlemi yok.
Neyse arkadaşlar,
Bu zamanlar geçecek. "Ergenekon Davasının" nasıl bir siyasi proje olduğu ortaya çıkacak. Bu davayı sürdürenlerin çoğu ileride yargılanacak ve ceza alacak. Bu davaya karşı duruşunuz da insanlık karnesi olarak elinize verilecek. O karneye bakıp, sonra da aynaya bakacaksınız. Benim tavsiyem, biraz dikkatli olun. Aynaya bakacak yüzünüz kalsın. Ben bu fotoğrafı çünkü 1 Mart 2003'ten hatırlıyorum. O vakit hepiniz, hep beraber Tayip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün peşine takılmış, bir insanlık suçu olan "Irak işgalinde", Amerika'nın suç ortağı olmanın ne kadar akılcı ve karlı bir yatırım olduğunu anlatıyordunuz. O zaman o işe, beğenmediğiniz, her fırsatta suçladığınız, bir devlet adamı, Deniz Baykal karşı çıkıyordu. Sonunda hepiniz yanıldınız ve Deniz Baykal haklı çıktı. 1 Milyondan fazla insan katledildi. "Irak İşgali" tarihe bir "insanlık suçu" olarak geçti. Türkiye, Deniz Baykal ve CHP'nin çabası ile bu insanlık suçuna ortak olmaktan kurtuldu. Şimdi oradan aldığımız kredi ile "Müslüman Dünyasında" caka satıyorsunuz. Size duyulan itibarın CHP ve Baykal sayesinde olduğunuzu unutup, kürsüye her çıkışınızda, "o zihniyet" diye CHP ve Baykal'a çatıyorsunuz.
Bu dediğimi bir kenara yazın. Ergenekon davasında da, tıpkı 1 Mart 2003'te olduğu gibi, yine hepiniz yanılacaksınız ve Deniz Baykal yine haklı çıkacak. O zaman, biz ve bir devlet adamı olarak Deniz Baykal, sizden özür bekliyor olacağız. Eğer vicdanınız kalmışsa tabii.
Gelin yazıyı bir teşekkürle bitirelim.
Sevgili Bekir Coşkun'a sonsuz teşekkürlerimle…
Ne diyor ustamız 16 Nisan 'da Hürriyetteki köşesinde;
"Şimdi mi uyandınız öyle mi? Şimdi mi görebildiğiniz gözünüzün önünü? Bu kadar mıydı zekanız, sezginiz, donanımınız, aklınız? Peki kim ödeyecek günahların bedelini… Kayıp yıllar, yaralı-bereli bir cumhuriyet, kan kaybetmiş bir ülke? Peki hiç utanmaz mısınız hiç?"
Ne diyeyim sevgili Bekir Coşkun. Ağzına diline sağlık. İyi ki varsın. İyi ki senin vicdanın var bu ülkede. İnsan sevginle, hayvan sevginle, doğa sevginle, aydınlık yüzünle, aydın tavrınla, iyi ki varsın. İnanıyorum ki bir gün Türk Ulusunun vicdanı, Bekir Coşkun vicdanı gibi olacak.
Sağolasın sevgili üstat.
Birol BAŞARAN USİAD Genel Sekreteri Silivri L Tipi 4 Nolu Cezaevinde Tutuklu
 |
| Yorum Yapmak İster Misiniz? |
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
| İmza Kampanyası (Katılan Son 15 Kişi) |
|
 |
|
HUKUK DEVLETİ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İÇİN İMZA KAMPANYASI
1 - Turgay Turan 2 - Murat Zeybek 3 - Berrn Kadaş 4 - Turan Akyüz 5 - M Ali Kavuk 6 - Hacer Ucer İzmir 7 - Ali Kaya 8 - Zehra Alpay 9 - Burcu Kökyem 10 - Gülten Usalan 11 - Ercan Arslan 12 - Vedat Mertoğlu 13 - Erhan Erman 14 - Mine M. Aray 15 - Seda Serbes
Sizde Bu Kampayaya Katılmak İçin Tıklayın |
|
 |
|
 |
|
|